M. Deniz Akgündüz

Yaşamı doğru konumlandırın.

Mahalle Kültürü Yazın Tatile Çıkıyor mu?

 

Yazlık beldelerde nüfus mevsimlerle birlikte değişiyor.
Peki aynı sokakları paylaşırken mahalle kültürüne ne oluyor?
Birlikte yaşamanın yazılı olmayan kuralları üzerine sahadan birkaç not.

 

 

Sahada çalışırken yalnızca evlere, sokaklara ve fiyatlara bakmıyorum. Bir mahallenin ritmi ve ahengi benim için en az diğer kriterler kadar önemli.Özellikle Urla gibi yazlık beldelerde bu değişim mevsimlerle birlikte daha görünür hale geliyor.

 

Yaz gelince yalnızca nüfus artmıyor

Yazın gelişiyle sokaklar kalabalıklaşıyor. Trafik artıyor, bahçeler ve masalar dışarı taşıyor, işletmeler daha geç saatlere kadar açık kalıyor. Sokakta daha fazla insan, daha fazla ses ve daha fazla hareket oluyor. Bence yazlık bir yerde yaşamanın güzel taraflarından biri de bu.

 

Birileri birkaç haftalığına dinlenmeye gelirken birileri ertesi sabah işe kalkıyor. Bir esnaf her sabah aynı saatte kepengini açıyor. Çocuklar uyuyor, insanlar evlerinde günlük hayatlarına devam ediyor.

 

Tatil yeri dediğimiz yer, aynı zamanda bir mahalle.

Ve belki de birlikte yaşama kültürü tam olarak bu iki hayatın birbirine değdiği yerde başlıyor.

 

Mahalle kültürü büyük kurallardan oluşmuyor

Mahalle kültürü denildiğinde aklımıza çoğu zaman eski komşuluk ilişkileri geliyor. Oysa bunun yalnızca geçmişe ait, nostaljik bir kavram olduğunu düşünmüyorum.

 

Bugün de var.

Sokağınızdaki esnafa selam vermek, karşılaştığınız birine günaydın demek, dar bir yolda birbirinize yol vermek…

 

Aracınızı “iki dakika” diyerek bir başkasının girişini kapatacak şekilde bırakmamak.

Gece geç saatte sesin yalnızca sizin evinizde kalmadığını hatırlamak.

Trafik birkaç dakika durduğunda aralıksız kornaya basmanın yolu açmadığını bilmek.

Tek tek bakıldığında bunların hiçbiri büyük meseleler değilmiş gibi görünebilir.

Ama bir mahallenin nasıl hissettirdiğini çoğu zaman tam da bunların toplamı belirliyor.

 

Bir yere gelmek ile o yere dahil olmak arasında fark var

Yeni bir yere taşındığımızda ya da birkaç haftalığına geldiğimizde doğal olarak kendi alışkanlıklarımızı da beraberimizde getiriyoruz.

 

Ama her yerin kendine özgü bir yaşam biçimi var.

Sokağın hareketlendiği saatler, insanların birbirleriyle kurduğu mesafe, esnafla ilişki biçimi, ortak alanların kullanımı…

 

Bence bir yere dahil olmanın yollarından biri önce biraz gözlemlemek.

Çevrenizde süregelen hayatı fark etmek ve kendi hayatınızı onun içine, başkalarınınkini mümkün olduğunca zorlaştırmadan yerleştirmek.

Bu nedenle mesele yerleşik ya da yazlıkçı olmak değil.

İster on iki ay yaşayalım, ister birkaç haftalığına kalalım:

Birlikte yaşamak biraz da birbirimizin hayatını gözetmek demek.

 

 

Bir mahallenin değeri yalnızca metrekareyle ölçülmüyor

Gayrimenkulde bir bölgeyi değerlendirirken metrekare fiyatlarını, ulaşımı, altyapıyı, yapılaşmayı ve çevredeki gelişmeleri konuşuyoruz.

 

Bunların hepsi önemli.

 

Ama insanların bir yerde yaşamayı neden sevdiğini anlamak için bazen rakamların dışına da bakmak gerekiyor.

Kendinizi güvende hissettiğiniz bir sokak, sabah selamlaştığınız esnaf, birbirine yol veren insanlar, çevresine özen gösteren komşular…

 

Bunların tapuda bir karşılığı yok.

Bir ekspertiz raporunda da ayrı bir satır olarak göremezsiniz.

Ama yaşam kalitesinin içinde hepsinin bir karşılığı var.

Bu yüzden bir gayrimenkulü anlatırken yalnızca evi değil, o evin içinde bulunduğu hayatı da anlamaya çalışıyorum.

 

Bazı kurallar yazılı olmaz.

Peki sizin mahallenizin yazılı olmayan kuralı ne?

 

Sahadan Notlar #2

M. Deniz Akgündüz

Yeni yazılardan haberdar olun.

Ad Soyad *
E-posta *